Yeni Günlük



RehberTürk



İnternetSponsor



BLOGEVİM



SİNEMA VE FİLMLER



Bilgi TV



ADRES BANKASI

HABERMETRE

ADRESS TURK

YENİGÜNLÜK

Güncel hayatta karşılaştığımız gazetelerde okuduğumuz ilginç haberler,teknolojik yenilikler,müzik videoları,günlük hayattan kesitler,sinema tv konularından magazinden birer tutam derleme küçük küçük pasajlar...
Sıkılmadan eğlenceli bir şekilde YENİGÜNLÜK 'te yer alacak.


22/9/2008

Mitsubishi Financial Group, Morgan Stanley’in bir kısım hi

Mitsubishi UFJ Financial Group, Morgan Stanley’in yüzde 10 ila 20’sini almak için anlaşmaya vardığını bildirdi.
Japonya’nın en büyük bankası Mitsubishi UFJ Financial Group, yaptığı açıklamada, anlaşma sonucu Morgan Stanley’in Yönetim Kurulu’nda bir sandalyeye sahip olacağını belirtti. Açıklamada, satın almanın "mümkün olan en kısa zamanda" olacağı kaydedildi.
Japonya’nın Kyodo haber ajansı da Mitsubishi UFJ’nin Morgan Stanley’in hisselerini satın almak için 900 milyar yen (8,5 milyar ABD doları) harcayacağını bildirdi. Ajans, bankanın Morgan Stanley’in hisselerinin yüzde 20’sini alması halinde bu bankanın en büyük hissedarı olabileceğini de belirtti.
Morgan Stanley’in üst yöneticisi John Mack de bu anlaşmanın, şirketin etki alanını genişletmesine ve Wall Street’in en büyük yatırım bankasının ticari bankaya dönüşmesine yardımcı olacağını söyledi.
Japonya’nın en büyük bankasının Morgan Stanley’in hisselerini alma kararı, ABD Merkez Bankasının (Fed) Wall Street’in son iki büyük yatırım bankası Goldman Sachs ve Morgan Stanley’in statülerini değiştiren kararını onaylamasından sonra geldi.
Fed’in bu kararıyla bu iki yatırım bankası Fed’in denetimi altında çalışan bankacılık holding şirketlerine dönüşürken, bu değişiklik iki yatırım bankasının ticari bankacılık yapmasına izin veriyor.
Mart ayında çöken yatırım bankası Bear Stearns’i, JP Morgan Chase, Fed’in desteğiyle almış, geçen hafta da Lehman Brothers iflasını açıklamış ve Bank of America ise Merrill Lynch’i satın almıştı.

22/9/2008

Bush, 700 milyar dolarlık kurtarma paketinin hızla onaylanmasını

ABD Başkanı George Bush, mali sistemi düzeltmek için gerekli olan 700 milyar dolarlık kurtarma paketinin, Kongrede hızla onaylanmasını istedi.
Bush yaptığı açıklamada, finansal piyasaları istikrara sokma planı çerçevesinde, tüm dünyanın kendilerini izlediği bir ortamda, kurtarma paketinin, Demokrat ve Cumhuriyetçi kongre üyelerinin işbirliği ile ek maddeler koyulmadan, bir an önce geçmesi gerektiğini söyledi.
Bush, pakete ilave önlemlerin konulmasının, planının etkinliğini zayıflatacağını ifade etti.,kaynak,milliyet

3/9/2008

Deniz Feneri kimi aydınlatıyor?

Derneğin topladığı paralar Kanal 7'ye mi gitti? İşte Firdevs Ermiş'in bir 'itirafçı' gibi anlattıkları

Almanya’da devam eden ’Deniz Feneri Derneği’ operasyonundaki itiraf gibi ifadeler davaya yepyeni boyutlar kazandırdı.

Davanın ucu Türkiye’ye ve Kanal 7’ye kadar uzandı

Deniz Feneri Derneği’nin ’yardım’ adı altında topladığı 41 milyon Euro’nun, 18,6 milyon Euro’sunun Türkiye’ye usulsüz biçimde transfer edildiği mahkeme kayıtlarına geçti. Suçlamaları kabul eden Deniz Feneri Derneği yöneticilerinden Firdevsi Ermiş, Türkiye’deki Kanal 7 ve dernek yöneticileri Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Harun Kapuyoldaş’ı ’işlerin başındaki isimler’ olarak suçladı.
Bağışları amaç dışı kullanmaktan yargılanan Deniz Feneri Derneği e.V.’nin 3 yöneticisi Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevsi Ermiş suçlarını kabul etti. Özellikle Deniz Feneri e.V. ve Kanal 7’nin yurtdışı yayınlarını organize eden Kanal 7 Int yayıncısı Euro 7 Fernseh GmbH’nın muhasebe ve mali müdürü Firdevsi Ermiş’in bir ’itirafçı’ gibi yaptığı açıklamalar büyük yankı uyandırdı.



Ermiş Almanca yaptığı savunmasında, Deniz Feneri e.V. Derneği, Euro 7, Atlas Pazarlama ve diğer şirketlerin bütün paralarının yasadışı ve usulüz biçimde tek bir kasaya aktığını söyledi. Ermiş, “Asıl gelir kaynağı Deniz Feneri idi. Bu paralar daha sonra Mehmet Gürhan’ın talimatları doğrultusunda, çeşitli şirketlere ve Türkiye’ye aktarılıyordu. Ancak Gürhan, bütün önemli kararları Türkiye’ye danışarak alıyordu” dedi.
Ermiş’in ’işin başında’ dediği isimlerin Türkiye’deki pozisyonları olaya ayrı bir boyut katıyor. Zekeriya Karaman, hükümete yakınlığıyla bilinen Kanal 7 TV’nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyor. İsmail Karahan, Kanal 7’nin Genel Müdür Yardımcısı. Mustafa Çelik ise Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapıyorlar.
‘Paralar Kanal 7’ye aktarıldı’
Almanya’daki dava dosyasında yer alan iddialardan bazıları şöyle:



* Türkiye’deki Kanal 7 TV, 1995’te Almanya’da Media 7 GmbH adıyla bir şirket kurdu. Bu şirketle ilgili ilk iddia Yimpaş’la ilgili gündeme geldi. Gurbetçileri dolandırdığı iddia edilen Yimpaş’tan Media 7’ye yüzbinlerce dolar aktarıldığı saptandı. Bu paraların Kanal 7’ye gönderdiği ortaya çıktı.
* Yimpaş nedeniyle başı ağrıyan Media 7, borçtan kurtulmak için iflas ettiğini açıkladı. Bu şirketin başında Karahan ile son operasyonda tutuklanan Gürhan vardı. Bu isimler aynı zamanda Kanal 7’nin de yönetiminde görev yaptılar. Paralar iddiaya göre Kanal 7’ye akıyordu.
* Media 7, iflas edince yerine Euro 7 kuruldu. Bu şirketin ortakları aynı zamanda Kanal 7’nin de ortakları olan İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Zekeriya Karaman’dı! Yani Kanal 7’nin sahipleri aynı zamanda kara para incelemesi başlatılan Euro 7’nin de sahipleri. Euro 7’nin diğer ortakları arasında Gürhan da var. Gürhan son operasyonda Deniz Feneri’nin topladığı yardım paralarını Euro 7’ye aktardığı için tutuklandı.,,kaynak,vatan

3/9/2008

Halkbank'tan uygun koşullu kredi

ANKA


Halkbank, ülke genelinde başta KOBİ’ler olmak üzere sanayi kuruluşlarına yönelik uygun koşullu kredi uygulamasına Ankara’yı da dahil ediyor.

Banka’nın, Ankara Sanayi Odası (ASO) üyelerine uygun koşullu kredi kullandırımına ilişkin protokol yarın Halkbank Genel Müdürü Hüseyin Aydın ve ASO Başkanı Nurettin Özdebir tarafından imzalanacak. Protokolün imza töreni ASO’da gerçekleştirilecek.,kaynak,vatan

29/8/2008

İşte Zincirlikuyu'ya yapılacak Zorlu Center'ın projesi

Zincirlikuyu'da Zorlu Holding tarafından yapılacak projeyi Emre Arolat Mimarlık ve Tabanlıoğlu Mimarlık Ortak Girişimi gerçekleştirecek. İnşaat çalışmaları başlayan proje kapsamında sosyal ve kültürel alanlarla alışveriş merkezinin yapımı 2010'da, otel, iş merkezi ve rezidans inşaası ise 2011'de tamamlanacak.

Karayolları arazisi üzerine yapılacak olan Zorlu Center Projesi belli oldu. İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, 4 proje arasındaki tercihini Tabanlıoğlu Mimarlık AŞ-Emre Arolat Mimarlık Ltd. Şti. Ortak Girişim Grubu'ndan yana kullandı.

Zorlu Gayrimenkul'ün geçen yıl Haziran ayında açtığı "Zorlu Center Mimarlık ve Kentsel Tasarım Yarışması"na 117 firma başvurmuştu. Bunların arasından 13 uluslararası mimarlık ofisi seçilerek yarışmaya katılmaya hak kazanmıştı. Yapılan değerlendirmede ERA Şehircilik Mimarlık Müşavirlik Ltd. Şti., Mimarlar Yapı Tasarım Mühendislik ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.-A.L.U.D. (Architecture, Landscape & Urban Design) Ortak Girişim Grubu, Tabanlıoğlu Mimarlık AŞ-Emre Arolat Mimarlık Ltd. Şti. Ortak Girişim Grubu ve Cafer Bozkurt Mimarlık Ltd.-asp Architekten Stuttgart Ortak Girişim Grubu projeleri ile finale kalmıştı.

Zorlu Gayrimenkul Yatırım ve Geliştirme AŞ Genel Müdürü Levent Ergül, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, seçilen projenin 96 bin metrekarelik inşaat alanında 50 bin metrekarelik yeşil alan öngördüğünü vurguladı. Ergül şunları söyledi: "Projemizin başta İstanbullular olmak üzere tüm Türkiye'ye hayırlı olmasını diliyorum. İstanbul'a kazandırmak istediğimiz 'kendisinden 50 yıl söz ettirecek anıtsal yapı' gerçekleştirme hayalimizi Emre Arolat ve Murat Tabanlıoğlu'nun yapacak olması bizi de çok mutlu etti. Zorlu Gayrimenkul olarak finale kalan tüm projeleri benimsemiştik. Hangisi seçilirse seçilsin büyük bir zevkle inşa edecektik. İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nu, kamusal alan kullanımının maksimum düzeyde olacağı bir projeyi seçtikleri için kutluyorum. Ayrıca yarışmaya katılan diğer mimar arkadaşlarımı da başarılı projeleri nedeniyle tebrik ediyor, verdikleri yoğun emek için kendilerine teşekkür ediyorum."

İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan geçen proje onayının ardından, ilgili belediyelerden onay alınarak çalışmalara devam edilecek. "2010 Avrupa Kültür Başkenti" çalışmalarına yetiştirilmesi planlanan Zorlu Center Projesi'nde sosyal ve kültürel çalışmalar ön plana çıkıyor. Proje konferans salonları, konser salonu, müze ve kütüphane gibi sosyal ve kültürel yapıları kapsamasının yanı sıra otel, iş merkezi, alışveriş merkezi ve rezidansları ile Türkiye'de ilk kez beş değişik fonksiyonu içinde bulunduracak olan 'karma kullanım' projesi niteliğini taşıyor.

Tabanlıoğlu Mimarlık AŞ-Emre Arolat Mimarlık Ltd. Şti. Ortak Girişim Grubu'nun projesi, İstanbul'un kamusal mekan kurgusuna yeni bir halka olarak eklemlenmeyi hedefliyor. Zengin yarı açık alanlarla bilindik alışveriş merkezlerinin yapısal ve sosyal normlarını kırıyor ve özgün bir kent meydanı tarifi getiriyor. Bu özellikleri ile gayrimenkul sektöründe 'trendsetter' olmaya da aday. Yapımına zemin ıslahı ile başlanan projede, 2010'da sosyal ve kültürel merkez ile alışveriş merkezi, 2011 yılında ise otel, iş merkezi ve rezidans fonksiyonlarının tamamlanması planlanıyor.

CİHAN

12/8/2008

Rekabet Kurumu: Akaryakıt fiyatları çok yüksek

ANKA
Rekabet Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) bir yazı göndererek, akaryakıt sektöründe uygulanan fiyatların çok yüksek olduğunu, bunun sektörde rekabetin sağlanmamasından kaynaklandığını bildirdi.

Sektörün fırsat karları elde ettiğini kaydeden Rekabet Kurumu, EPDK’dan; sektöre ilişkin yasayı değiştirmesini, yüksek akaryakıt fiyatlarına neden olan sistemi yeniden düzenlemesini ve yeni rafineri başvurularını karara bağlamasını istedi.

Rekabet Kurumu, EPDK’ya gönderdiği, akaryakıt sektöründe hazırladığı rapor ve sektöre yönelik ön araştırmanın sonuçlarını açıkladı. EPDK’ya gönderilen yazıda, akaryakıt ürünlerinin fiyatlandırmasında rekabetin ihlal edildiği yönündeki iddiaların incelendiği belirtildi.

TÜPRAŞ VE 5 BÜYÜK DAĞITIMCI İNCELENDİ

“Akaryakıt Sektör Raporu”nda yer alan tespitlerden hareketle Rekabet Kurulu tarafından alınan karar gereğince; Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. (Tüpraş) ve pazar payı itibarıyla en büyük beş dağıtım şirketini (Petrol Ofisi, Shell&Turcas Petrol, BP Petrolleri, Opet Petrolcülük, Total Oil Türkiye) kapsayan bir önaraştırma yapıldığı kaydedildi.

Önaraştırma Raporu’nun Kurul’da görüşülmesi sonucunda alınan 24 Temmuz tarihli kararda; yalnızca fiyatlandırmaya ilişkin bilgi ve belgelerden hareketle 4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği kanaatine ulaşılamayacağı ve bu nedenle soruşturmaya gerek olmadığı sonucuna varıldığı ifade edildi. Yazıda, “Ancak, eş zamanlı olarak görüşülen ‘Akaryakıt Sektör Raporu’nda yer alan tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, akaryakıt sektöründeki rekabetin önünde ciddi yapısal engeller bulunduğu ve sektörün rekabetçi bir görünüm arz etmediği sonucuna ulaşılmıştır” denildi.

FIRSAT KARLARI ELDE EDİYORLAR

Yazıda yer verilen “Akaryakıt Sektör Raporu”nda, 1 Ocak 2005’ten bu yana uygulanan serbest fiyatlandırmaya işaret edilerek, “Perakende fiyatlandırmaya da büyük ölçüde hakim olan dağıtım şirketlerinin, Tüpraş tarafından uygulanan ‘OFM’ benzeri bir model çerçevesinde bazen Tüpraş fiyatını bazen ise doğrudan uluslararası fiyatları takip etmek suretiyle fırsat karları elde etmeye yönelik bir fiyatlandırma stratejisi oluşturdukları” ifade edildi.

Sektörde dağıtım-bayilik seviyesinde bir dikey bütünleşme eğilimi olmamasına rağmen mevzuatın, dağıtım şirketlerinin kendi işlettikleri bayilerle yapılan satışlara sınırlama getirerek dikey bütünleşmeyi kısıtlayan bir model oluşturduğu kaydedilen raporda, dikey bütünleşmenin finansal avantajları dikkate alındığında, dağıtım ve perakende satış karlarının ayrışması sonucunu doğuran bu modelin, fiyat rekabeti yaratmak bakımından etkin bir model olmadığı vurgulandı. Bu nedenle dolayısıyla yüzde 15 sınırının, AB üyesi ülkelerdeki ortalama dikkate alınarak revize edilmesi ve Petrol Piyasası Kanunu’nun değiştirilmesi gerektiği bildirildi.

Bununla birlikte, yüzde 15 sınırının yukarı çekilmesinin tek başına yeterli olmadığı, dağıtım/bayilik seviyesindeki dikey bütünleşme oranının yüzde 100’e yakın olduğu kaydedildi. Raporda, dikey bütünleşme oranını yüzde 100’e yakın düzeyde bulunmasına neden olan intifa ve tapuya şerh edilmiş kira ve benzeri sözleşmelerin, “rekabet yasağı” olarak değerlendirilmeleri gerektiği; bu sözleşmeler ve benzer yollarla beş yılı aşan rekabet yasaklarına ya da bu sonucu doğuran sözleşmelere izin verilmemesi gerektiği anlatıldı.

5 ŞİRKET YÜZDE 90’A HAKİM

İntifa ve tapuya şerh edilmiş kira ve benzeri sözleşmelerle yaratılan katı yapının, dağıtım pazarına girişlerin önünde ciddi bir engel teşkil ettiği kaydedilen raporda, “EPDK tarafından lisans verilmiş 47 dağıtım şirketi bulunmasına rağmen, sadece beş teşebbüsün pazarın yaklaşık yüzde 90’ına hakim olduğu ve bu durumun uzunca bir süredir değişmeden devam ettiği; dolayısıyla akaryakıt ürünleri sektöründeki en önemli sorunlardan birinin mevcut oligopolistik pazar yapısı olduğu ve kalıcı bir rekabetin tesis edilebilmesi için bu yapının mutlak suretle değişmesi gerektiği değerlendirilmiştir” denildi.

Özellikle yerleşim birimlerinde yeni bayilik oluşturmanın önünde fiili ve yasal engeller bulunduğuna işaret edilen raporda, pazar payı yüzde 5’in altında kalan küçük dağıtım şirketlerinin beş yıldan daha uzun süreli sözleşmeler yapabilmelerine imkan verilmesi önerildi.

Bayilik sözleşmelerinde yer verilen “minimum satış sınırı”nın da rekabete aykırı durum yarattığı anlatılan raporda, dağıtım şirketlerinin lisanslarının sürmesi için getirilen minimum 60 bin ton satış yapılması konusunun “açıkça” pazara giriş engeli yarattığı ve kaldırılması gerektiği kaydedildi.

YENİ RAFİNERİ BAŞVURULARINI HEMEN KARARA BAĞLAYIN

Tüpraş’ın hakim durumda olmasından hareketle rafinerilerin dağıtım şirketleri arasında ayrımcılık yapamayacağı yönünde bir düzenleme getirildiği anımsatılan raporda, bununla birlikte Türkiye akaryakıt pazarındaki gelişmeler kapsamında yeni rafineri yatırımlarının gündemde olduğuna dikkat çekildi. EPDK’ya yapılan söz konusu başvuruların süratle sonuçlandırılması gerektiğinin altı çizilen raporda, Tüpraş karşısındaki rekabetin güçlendirilmesi bakımından, ayrımcılığa ilişkin düzenlemenin “hakim durumda olan rafinericiler”le sınırlandırılarak, pazara yeni girecek rafinericilere kendi dağıtım kanallarının oluşturulması ve rekabetçi fiyatlandırma olanağının tanınması gerektiği belirtildi.

Yeni kurulacak olan akaryakıt istasyonlarının aralarında fiziki olarak bulunması gereken mesafelerle ilgili düzenlemelerin rekabete aykırı olduğu ve kaldırılması gerektiği vurgulanan raporda, dağıtım şirketlerinin pazar paylarına ilişkin yüzde 45’lik kısıtlamanın da gereksiz olduğu ifade edildi.

Petrol Piyasası Kanunu çıkarılırken de Rekabet Kurumu’nun bu görüşleri verdiği ancak görüşlerin dikkate alınmadığı kaydedilen raporda, bunun sonucunda sektörde sorunlar yaşanmaya başladığı ve Rekabet Kurumu’nun ceza kesme yolunun açık olduğu vurgulandı.

AKARYAKIT FİYATLARI YÜKSEK

Rapor verilerinin ardından değerlendirmede bulunulan yazıda, akaryakıt piyasasında fiyatların aynı olmadığı, küçük de olsa farklılıklar bulunduğuna işaret edildi. Akaryakıt fiyatlandırmasında rekabetçi piyasa yapısından uzak bir görünüm bulunduğunun altı çizilen yazıda, “Vergilerin akaryakıt fiyatlarının yüksekliğinde önemli bir etken olduğu bir ölçüde kabul edilebilir olmakla birlikte, vergi dışı fiyatlar bakımından da Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının yakın pazarlara kıyasla yüksek olduğu; depo fiyatlarının bile Avrupa perakende satış fiyatlarının üzerinde seyrettiği görülmektedir” denildi.

Uluslararası fiyatların dalgalı bir seyir izlediği ve Tüpraş tarafından OFM benzeri bir fiyatlandırma sistemin uygulanmakta olduğu 1 Ocak 2005 sonrası dönemde, fiyat düşüşlerinin, fiyat artışlarına kıyasla aynı duyarlılıkla piyasaya yansıtılmadığı vurgulandı.

Sektörde rekabetin önünde ciddi yapısal engeller bulunduğunun tespit edildiği belirtilen yazıda, “Teşebbüsler bir yandan sınırlı bir alanda rekabet ederken, diğer yandan bu yapısal engellerin yarattığı avantajlar sayesinde fiyat rekabetinden kaçınmaktadırlar” denildi. Rekabet Kurumu ceza kesse de kalıcı bir çözüm getirmeyeceği ve yapısal değişikliğe ihtiyaç bulunduğu anlatılan yazıda, “Bu aşamada mevcut bilgi ve belgeler 4054 sayılı Kanun’un (Rekabetin Korunması Hakkında Kanun) ihlal edildiği sonucuna ulaşmak bakımından yeterli görülmemekle birlikte, bu durum sektördeki teşebbüslerin tümüyle rekabetçi bir yapı içerisinde faaliyette bulundukları anlamına gelmemekte, EPDK’ya verilen düzenleyici yetkilerin, böyle bir durumda da gerekli olduğu ve rekabetçi bir yapı tesis edilene kadar kullanılması gerektiği düşünülmektedir” denild

11/8/2008

Yapı Kredi, Bankacılık akademisi’ni 4 yıl sonra üniversit

Yapı Kredi’nin en iyi bankacıları yetiştirmek için kurduğu Bankacılık Akademisi 2009’un ilk yarısında kapılarını açacak

Ufuk KORCAN


Dünyanın en büyük bankaları kredi krizi nedeniyle zor günler geçiriyor. Global krizden etkilenmeyen Türk bankaları ise büyümeye devam ediyor. Yapı Kredi Bankası da 2008 yılı içinde açtığı yeni şube sayısını 160’a, çalışan sayısını ise 18 bine ulaştırmayı planlıyor. Büyüme stratejisi kapsamında “iyi yetişmiş bankacı” da bankalar için en önemli ihtiyaçların başında geliyor. Yapı Kredi Bankası, işte bu ihtiyacı karşılayabilmek ve çalışanlarına eğitim verebilmek için Mayıs ayında Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’ni kurdu. Yapı Kredi İnsan Kaynakları Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Cihangir Kavuncu, 2009’un ilk yarısında kapılarını açacak Akademi ile ilgili hedeflerini VATAN’a anlattı.

Yapı Kredi Bankacılık Akademisi ne zaman kuruldu?

Yapı Kredi aslında 1954 yılından bu yana ilk bankacılık simülasyonu, oryantasyon programı gibi bu alandaki ilklerle Akademi’nin altyapısını oluşturacak çalışmalarını sürdürüyor. Akademi adı yoktu ama çalışmaları vardı. Akademi geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz kurum içi lansmanla yeni vizyonunda çalışmalarına başladı. Bu kapsamda önemli yeniliklerden biri Akademi’nin yeni inşa edilecek olan binası olacak. Gebze’de 8 bin metrekarelik alanda inşası devam eden merkezin, 2009’un ilk yarısında tamamlanması planlanıyor. Tamamlandığında günde 1.500 kişiye eğitim verebilme kapasitesine sahip olacak.

Akademi’nin amacı nedir?

2008’de açtığımız şube sayısını 160’a ulaştırmayı planladık. Yapı Kredi’ye yüksek potansiyelli yeni çalışanları da dahil ederek yıl sonunda 18 bin kişiye ulaşacağız. Bu hızlı büyümeye paralel kişi başı 49 saat olan eğitim ortalamasına, yenilikçi yöntemler ve yatırımlarla farklı bir boyut kazandırmayı hedefledik. Lider olmanın yolunun insan kaynağından geçtiğini biliyoruz. Bu yüzden Bankacılık Akademisi’ni hayata geçirmek için büyük bir özveri ile çalışıyoruz.

Akademi ne kadarlık bir yatırım anlamına geliyor?

Akademi yerli ve yabancı kurumlarla farklı kapsamda işbirlikleriyle destekleniyor. Bunun gelişim yatırımı bütçesinde önemli bir yeri var. Ancak önemli bir yatırım kalemi yeni merkezimiz olacak. Toplam yatırım yaklaşık 8 milyon euro. Yeni merkezi Akademi’nin ileriye yönelik vizyonunu destekleyecek önemli bir yatırım olarak görüyoruz.

Akademi’de neler öğretiliyor?

Bankacılık Akademisi, 4 odak alanı olan bankacılık, kişisel gelişim, liderlik ve sosyal sorumluluk konularındaki gelişim faaliyetleri ile bütünsel anlamda donanımlı bankacılar yetiştirmeyi, çalışanlarını yüksek performanslı bir takımın parçası haline getirmeyi hedefliyor. Lider bankacıların, yalnızca bankacılık değil, kişisel yetkinlikler, liderlik vizyonu ve toplumsal duyarlılık anlamında da güçlü kişiler olması amacıyla hareket ediliyor.

Bankacılık ve finans üniversitesi haline getireceğiz

Yapı Kredi çalışanları dışındakiler de eğitim alabilecekler mi?

Bankacılık akademisi ilk etapta Yapı Kredi çalışanlarına ve Yapı Kredi’ye yeni katılan kişilere açık olacak. Fakat amacımız Akademi’yi bankacılık alanında bir gelişim merkezi haline getirip, üniversiteler ve meslek yüksekokullarıyla ortak programlar üretebilmek.

Akademi’yi bir üniversiteye dönüştürmek istiyor musunuz?

Dünyada pek çok şirketin kurumsal üniversiteleri mevcut. Bu örneklere baktığımızda öncelikle ait oldukları kurumlar için çok stratejik bir destek sağlıyorlar. Akademilerin kurumsal stratejileri desteklemesi ve proaktif yaklaşımlarla çalışması, eğitim bölümlerinden en temel farkı. Kurumun bilgi ve tecrübesini kurumun know-how’ı haline getirebilmesi önemli, bunu yaratabildiğinizde iş dünyasının güncel bilgisini akademik çerçeveyle birleştirip önemli bir gelişim platformu yaratıyorsunuz. 3-4 yıl içinde Akademi’yi bankacılık ve finans alanında eğitim veren bir üniversiteye dönüştürmeyi hedefliyoruz.

10/7/2008

65 ülkeyi yüzde 100 doğal meyve suyu ile tanıştırdı

Dimes, Türkiye’de meyve suyu pazarının en büyük oyuncularından.

Türkiye’de ilk meyve suyunu üreten Vasfi Diren’in kurduğu şirket, bugün ürettiği yüzde 100 doğal meyve suyunu 65 ülkeye ihraç ediyor. Şirketin üçüncü kuşak temsilcisi Ozan Diren, ülke sayısını 100’e çıkaracaklarını belirterek, “Türkiye’den gerçekleştirilen

markalı meyve suyu ihracatının yüzde 60’ını biz yapıyoruz.

En çok İngiltere’ye ürün satıyoruz. Toplam ihracatımızın yüzde 20’si İngiltere’ye yapılıyor” dedi.


Ozan Diren genç patronlardan. 34 yaşında. Dünya devi Coca-Cola’nın Cappy’si ile birlikte meyve suyu pazarının en büyük oyuncularından olan Dimes’in başında. Türkiye’de yüzde 100 doğal meyve suyunu ilk çıkaran Dimes, aynı zamanda Türkiye’de ilk meyve suyunu üreten firma. Kuruluşu 1953’e dayanıyor.

Markanın kurucusu Tokatlı Vasfi Diren.

Bağcılık ve şarapçılıkla işe başlıyor. 4’ü kız 4’ü erkek 8 çocuğu olan Vasfi Diren ziraat mühendisi ve ülkesiyle ilgili en büyük ideali Türkiye’nin tarıma dayalı sanayide büyümesi. Tokat’ta şarapçılık yaptığı dönemde, ’Müslüman mahallesinde salyangoz satmakla’ eleştirilince Vasfi Diren yön değiştiriyor. Tokat bölgesindeki meyvelerden 1963’te meyve suyu üretiyor ve satışa başlıyor. İşleri CHP milletvekili olan büyük oğlu Orhan Diren’in devralmasıyla büyüme devam ediyor. Orhan Diren de şu anda işlerini 34 yaşındaki oğlu Ozan Diren’e emanet etmiş durumda. 100 bin ton meyve suyu kapasitesi olan Dimes’in Pazarlama ve Dağıtım Şirketi Nober’in başında Ozan Diren. Dimes’i global bir marka yapma yolunda olan Diren’le Dudullu’daki merkez binalarında konuştuk...

60 bin yerden alım yapılıyor

Dedeniz Vasfi Diren Türkiye’de ilk meyve suyunu üreten ve pazarlayan kişi. Bu size nasıl bir misyon yükledi?

Biz tarım ürünlerini değerlendiren bir firmayız. Dedem tarım ürünlerini uzun sürede değerlendirebilecek bir sanayileşmenin Türkiye’yi kalkındıracağından hareket etmiş. Biz de şu anda tarım ürünlerini mevsiminden bağımsız dünyanın her yerine satıyoruz. Hep bilimsellikten yana olduk.

Siz nasıl bir ortamda büyüdünüz?

İlkokuldan sonra İstanbul’da Işık Lisesi’nde yatılı okudum. Benim doğduğum dönem firmanın büyüdüğü dönemdi. Her yaz çalıştım. Tatillerde 5-6 yaşında giderdim fabrikaya. Kasaya meyve suyu yerleştirirdim. 1997 yılında ise profesyonel olarak işe başladım. 1997 yılı bizim profesyonelleşme dönemimiz. Diren soyadlıların dışında çok profesyonel alındı Dimes’e.

Aileniz Tokat için önemli bir aile. Kaç aile sizle çalışıyor?

Tokat bölgesinde çiftçilerin elindeki tüm meyveleri alıyoruz. İki katı ürün çıksa bile alıyoruz. Fabrikada 850 çalışanımız var. 60 bin yerden alım yapıyoruz. Bu çiftçileri 3-4 kişilik aile olarak düşünürseniz 300 bin kişilik bir nüfusla bağlantılı olduğumuzu söyleyebilirim.

İzmir’de de fabrikanız var...

Evet, İzmir’deki fabrikamız ihracat ağırlıklı çalışıyor.

Meyveler dalından koptuktan ne kadar zaman sonra meyve suyu oluyor?

Dalından koptuktan sonra gün içinde toplanıyor. Kasalara aktarılıyor. Gece fabrikaya gelip 24 saati geçmeden işleniyor. Marketteki meyveden daha taze.

Bu konuda kamuoyunda güvensizlik var. Hep çürük ve kalitesiz meyvelerden meyve suyu yapıldığı düşünülüyor....

Bir kere sofralık meyve yani pazarlık meyve ile meyve suyu meyvesi farklıdır. Biz meyveyi daha büyümeden topluyoruz. Meyvenin büyümesini beklemiyoruz. Meyve suyu meyvesinde önemli olan lezzettir. Biz Uzakdoğu’ya da Batı Avrupa’ya da meyve suyu satıyoruz. Tüm ürünlerimiz bin tane testten geçiyor. Zaten biz de denetim yapıyoruz. Tüm standartlara uygun üretimimiz var.

Meyvelerin tümünü Tokat’tan mı alıyorsunuz?

Büyük çoğunluğunu. Tokat’ta ayva, elma, vişne, şeftali var. Tokat ve Amasya Bölgesi meyve ve sebzecilik açısından çok verimli. İzmir ve çevresinden de meyve alıyoruz. Tokat’ta 1 milyon ton domates çıkar ve hepsi ihraç edilir. Biz ayrıca her yıl 250 bin fidan dağıtıyoruz çiftçiye.

Şu anda meyve suyu satışlarında pazar liderliğinde dünya devi Coca-Cola ile çekişiyorsunuz? Rakibin gücü sizi nasıl etkiliyor?

Rekabet güzel şey. Rekabet arttıkça kalite artıyor. Cappy en sıkı rakibimiz.

Süt üretimine de başladınız. Süt satışlarınız nasıl gidiyor?

İçilecek süt satışlarında şu anda üçüncüyüz. Bize ’Sütünüz meyve suyu kokuyor’ diyenler oldu. Bu mümkün değil ama demek ki meyve suyu işinde çok başarılıyız, insanlar bundan çok etkilenmiş durumdalar.

Yüzde 100 meyve sularını ilk siz çıkardınız. Neden bugüne kadar bu ürünler yapılmıyordu?

Ayrı bir çalışma gerekiyor doğal ürünler için. Bizim Ar-Ge bölümümüz, üniversitelerle ortak uzun yıllar çaılştı, halen de çalışıyor.

Hiçbir katkı yok mu bu ürünlerde? Evde sıksak meyveyi aynısı mı olur?

Kesinlikle yok. Bizim meyveler pazara gitmediği ya da markete gitmediği için daha taze. Şu anda yüzde 100 doğal 11 çeşit meyve suyumuz var.

‘Bakü’de de fabrikamız var’

Yurtdışına satış oranınız nedir?

Üretimin yüzde 20’sini ihraç ediyoruz. Bakü’de fabrikamız var. Rus pazarına da yeni girdik. Özbekistan, Kırgızistan, Gürcistan’da ürünlerimiz var.

Kaç ülkeye ihracat yapıyorsunuz?

65 ülkeye. Türkiye’den yapılan markalı meyve suyu ihracatının yüzde 60’ını biz yapıyoruz.

Süt işinde büyüyecek misiniz?

Süt üretimine başladığımızda Tokat bölgesinde 1 ton süt zor buluyorduk. Holstein cinsi inekler getirdik. Şu an günde 250 ton süt üretimi oldu. Tokat çevresinde çok çiftlik kuruldu. Günde 225 ton süt işliyoruz. Biz çiftlik sütü kullanıyoruz, toplama süt kullanmıyoruz. Bebek maması yapılacak kadar özel süt yapıyoruz.

Tüketicilerden nasıl tepkiler ve talepler alıyorsunuz? Nasıl anlatıyorsunuz yüzde 100 doğal meyve suyu ürettiğinizi?

En çok bize, “Gerçekten de yüzde 100 müsünüz?” diye soruyorlar. Hamileler çok arıyor, anneler arıyor. Bizim meyve sularımızı açtıktan sonra 48 saat içinde tüketmelisiniz, tüketmezseniz küflenir. Bu da taze olduğunu gösteriyor. Oğlum 3 yaşında. Meyve suyu içmeye başladığında bir yaşında değildi. Çocuğumuza içirmeyeceğimiz hiçbir ürünü üretmiyoruz.

Diyabetiklere ayva nektarı

Ozan Diren, en yeni ürünlerinin ayva nektarı olduğunu ve bu ürünü diyabetikler için ürettiklerini söyledi. Diren, “İki sene araştırması sürdü. Lif oranı çok yüksek olduğu için sindirim güçlüğü çekenlere de yardımcı oluyor. Diyabetik ürün tek bizde. Ayva olarak da dünyada ilk ve tek” diye konuşuyor.

‘Yazın 1 litre içiyorum’

Ozan Diren, yazın günde 1 litre meyve suyu içtiğini anlatıyor. Tercihi kırmızı meyveler ve vişne. Bu arada Diren bugünlerde biraz heyecanlı. Üç yaşında oğlu olan Diren, “Eşim hamile. İkiz geliyor. Hâlâ şokunu atlatamadım. İki oğlan daha geliyor. Eşim de çalışıyor. Nasıl organize edeceğimizi düşünüyoruz” diyor.

EN ZOR GÜNÜM
2001 krizinde zorlandık

2001 krizi döneminde zorlandık. Hazırlıklı değildik. Çok kritik bir dönemdi. Biz yerel faizin yükselmesinden çok etkilendik. Çok kredi kullanmıştık. Sıkıntımız uzun sürdü, o dönemi yönetmek zordu.

İngiltere için mango suyu, İsveç için kırmızı meyve ürettik

Farklı ülkeler için farklı ürünler ürettiğiniz oluyor mu?

Mangoyu İngiltere pazarı için üretmeye başlamıştık. Kırmızı meyveleri İsveç için çıkardık, onlar burada da tuttu.Vişnemiz Japonya’da talep görüyor. Çin’de de karışık meyveli çeşidimiz talep görüyor. Biz bir ülkenin ana hakimi olmaya değil o ülkede farklı ürünler farklı lezzetler denetmeye gidiyoruz. Bunda da başarılıyız. İhracat yaptığımız ülke sayısı 100’e ulaşır diye tahmin ediyorum.

En çok hangi ülkede Dimes satılıyor?

En çok İngiltere’ye ürün satıyoruz. Uzakdoğu’da da büyük gelişme var. Toplam ihracatımızın yüzde 20’si İngiltere’ye yapılıyor.

İngiltere’de pazar payınız nedir?

Pazar payımız yüzde 1 oldu. Orada bu rakam önemli çünkü pazarın yüzde 75’i markasız, market ürünleri.

16/5/2008

AKP’nin kapatılması ekonomiyi etkiler mi?

Akbank Genel Müdürü Zafer Kurtul Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli görünümünde olumsuzluk bulunmadığını, Akbank’ın karamsar bir senaryosunun da olmadığını söyledi.

Akbank’ın ilk çeyrek finansal sonuçlarının değerlendirildiği toplantıda konuşan Akbank Genel Müdürü Zafer Kurtul, Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli görünümünde olumsuzluk bulunmadığını söyledi. Akbank olarak Türkiye ekonomisine ilişkin olumsuz hiç bir veri görmediklerini belirten Kurtul, siyasi veya başka bir sebebden ekonomiye ilişkin tehdit olarak görülen durumların ancak kısa vadeli dalgalanmalar yaratabileceğini, Akbank gibi bir bankanın ülkeye orta, uzun vadeli bakmasının önem taşıdığını söyledi.

Kurtul, AKP’nin kapatılması olasılığının da Türkiye ekonomisi için tehdit oluşturmadığını belirterek, “Kısa vadede her ekonomide dalgalanmalar olabilir ama biz orta ve uzun vadede Türkiye ekonomisi için tehdit oluşturacak herhangi bir sorun görmüyoruz” dedi.

Çareler bitmez

Zafer Kurtul, “Kapatılsın ya da kapatılmasın, AKP’ye yönelik kapatma davası, bir risk değil midir?” sorusu üzerine, bankanın risk yönetiminde güçlü temelleri olduğunu, risk yönetimindeki bu temellerinin her türlü ekonomik ortamda Akbank’ın iyi çalışmasını sağladığını söyledi.

Kurtul, “Akbank olarak öyle bir yapımız var ki, her türlü ekonomik ortamda iyi neticeler elde edebiliyoruz” dedi.

Basın mensuplarının AKP’nin kapatılması durumunda Türkiye etkilenir mi sorusu üzerine ise Kurtul, “Orta vadede bir etkisi olmayacaktır. Demokratik ülkeyiz. Demokraside her zaman çare bulunacağı için Türkiye’nin potansiyeline inanıyoruz” diye konuştu.
ı  vatan

Nevzat DEVRANOĞLU

15/5/2008

Prim borçlarına af geliyor

Hükümet IMF'ye rest çekerek SSK ve Bağ-Kur’a olan 42 milyar YTL’lik prim borcunu taksitlendirecek

En son 2006 yılında prim affı getiren hükümet, Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredilen SSK ve Bağ-Kur’un prim alacaklarına üçüncü kez af getirmeye hazırlanıyor. NTV'den Sezer Kılıç'ın haberine göre Çalışma Bakanlığı’nın hazırladığı düzenlemeyle prim borçlarına ödeme kolaylığı sağlanacak. Düzenlemeden Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı’nın önceki gün haberi oldu. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun SSK’lılardan 9 milyar YTL, Bağ-Kur’lulardan 33.1 milyar YTL olmak üzere, toplam 42 milyar YTL prim alacağı bulunuyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ile mevcut stand-by anlaşmasını tamamlayan hükümet, verilen niyet mektuplarında kamu alacaklarına af düzenlemesi yapmama taahhüdünde bulunmuştu.

Yeni stand-by görüşmesi öncesinde yapılacak böyle bir düzenlemenin, ilişkileri gerebileceği belirtiyor. IMF’nin ikna edilememesi halinde program sonrası izleme raporlarının da bu düzenlemeden olumsuz etkilenebileceği ifade ediliyor.

İki yıl önce çıkarılan prim affında, SSK ve Bağ-Kur prim borçlarına, gecikme zammı uygulanmıştı. Yeni düzenlemenin de 2006 yılındaki gibi olacağını ve borç anapara tutarının enflasyon oranında güncellendikten sonra taksitlendirileceği belirtiliyor.

UNAKITAN: -"HAZIRLANMIŞ BİR TASARIYI BEN GÖRMEDİM"

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, SSK ve BAĞ-KUR
prim affıyla ilgili hazırlanmış bir tasarı olmadığını belirterek, konuyu
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile görüşeceklerini söyledi.

Unakıtan, TBMM'ye gelişinde gazetecilerin, SSK ve BAĞ-KUR prim affına
ilişkin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, "42 milyar YTL'ye ulaşan
prim borçlarının affedilmesiyle ilgili düzenlenmenin Mecliste bir
tasarıya ekleneceği şeklinde haberler var. Hükümetin bu yönde aldığı bir
karar var mı?" sorusuna karşılık Unakıtan, "Maliye Bakanlığı olarak
ben konuşursam... Çalışma Bakanlığı ile oturup yeniden bu konuyu
konuşmamız icap ediyor. Daha önce kendisiyle, sözlü olarak çok kısa
görüştük. Öyle hazırlanmış bir tasarıyı ben görmedim' dedi.

Bir gazetecinin "Af mı, taksitlendirme mi?" sorusu üzerine Unakıtan,
"Onu Çalışma Bakanına sorun. Bana tasarı gelmemiş diyorum" karşılığını
verirken, "Prensip olarak buna karşı mısınız?" sorusu üzerine ise
"Çalışma Bakanı ile görüşüp ondan sora konuşabilirim" diye konuştu.

Unakıtan, "İl Özel İdaresi ile ilgili düzenlemede bütçeye 4 milyarlık
bir yük gelecek. Bunun 2 milyarı bu yıl olacaktı. Böyle bir yükü
kaldırabilecek durumda mısınız, yoksa ek bir önlem mi gerekecek"
sorusuna da "Kaldırabilecek durumdayız" yanıtını verdi.  vatan

« Önceki ::