Müthiş bir sahne! Müthiş bir mücadele ve müthiş bir sonuç! Son dört yıldır müthiş bir fikri mücadeleyle karşı karşıyayız.
Söz konusu mücadele, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli
ile AKP Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan arasında
yaşanmaktadır. İki lider, dört yıldır, fikri anlamda bir mücadele
yapmaktadır ve bizler de bu tarihi mücadeleye tanıklık etmekteyiz. İki
lider, birbirlerinin her adımını ve her davranışını takip etmekte, her
sözünü irdelemekte ve anında cevap vermekte... Anadolu coğrafyası
üzerinde gerçekleştirilen bu fikri mücadeleye büyük Türk milleti an be
an yaşamakta, her sahnesini seyretmekte ve ibret almaktadır.
AB ve ABD ile onlara eklemlenmiş AB'ciler ve ABD'cilerin
yanında liboş yazar-çizer takımı ile Karen Fog beslemesi yazar ve
siyaset erbabı, Erdoğan'ın ataklarını alkışlamakta, Bahçeli'nin hedef
şaşırması için gayret sarf etmektedir. Buna karşılık 1919 pınarından su
içenler, Bahçeli'nin safında yer almış durumdadır.
Sayın Bahçeli, ilk günden itibaren rakibini iyi takip etmiş
ve iyi tanımış izlenimi vermektedir. Erdoğan'ın her cümlesini, her
sözünü iyi tahlil etmiş, her adımını gözlemlemiş ve O'nu çok kısa
sürede çözmüştür. Erdoğan ise önceleri Bahçeli'yi görmezden gelmiş,
dikkat etmemiş, tahlil etmemiş veya edememiştir. Son iki yıldır,
kendisi için esas tehlikeyi görmüş ve tanıma gayretine girişmiştir.
Bahçeli'nin ataklarını önceden sezip okuyamadığı için bu eksiğini
"Kurtların Kardeşliği" kitabını okuyarak telafi etmeye çalışmaktadır.
İki lider arasındaki bu fikri mücadelenin göstergesi
olması bakımından birkaç örnek vermek istiyoruz: Mücade konularından
ilki Kıbrıs meselesiydi.
Rakibini iyi inceleyip tanıyan Bahçeli, daha 2003
yılının başlarında O'nunla ilgili hükmünü vermiş ve söylemiştir:
Aceleci ve acemi!
Bahçeli'nin bu teşhisi, daha 2003 yılında
ispatlanmıştır. Erdoğan, 2003 yılında yeni Kıbrıs politikasını
açıklamıştır: Çözümsüzlük çözüm değildir! Erdoğan, bu politikasıyla
Türk Devleti'nin onlarca yıldır oluşturduğu siyasi duruşu "çözümsüzlük"
olarak nitelemiş ve İngiliz ve Rum menşeli Annan planının ilk şeklini
savunur olmuştur. Söz konusu plan, defalarca değişmesine rağmen O,
planın ruhunu savunmaya ve "Çözümsüzlük çözüm değildir" demeye devam
etmiştir. Karen Fog beslemeleri de O'nun bu politikasını
desteklemişlerdir.
Bahçeli, Erdoğan'ın Kıbrıs politikasının yanlış olduğunu,
bu politikanın özünde "ver-kurtul" mantığının yattığını, aceleci ve
acemi bir anlayışla Annan planına sarınıldığını söylemiş ve Türkler
için içi tuzaklarla dolu olan bu planın kabul edilmemesi için "Hayırda
hayır vardır" diyerek adaya gitmiştir. Buna karşılık Erdoğan, "Yes be
annem"cilerle ittifak kurup Annan planını kabul ettirmiştir.
Rumlar planı reddedince AB ve ABD oylamadan önce verdikleri
sözleri tutmayınca ve zaman geçtikçe planın iç yüzü ortaya çıkınca
Erdoğan çıkıp "Annan beni kandırdı" demiştir.
Bahçeli ne demişti: Aceleci ve acemi! Erdoğan sonunda ne dedi: Annan beni kandırdı!
Sonuç, Bahçeli haklı çıktı.
Bahçeli haklı çıktı çıkmasına ama Erdoğan'ın bu aceleci
ve acemi tavrı yüzünden 500 yıllık Kıbrıs mücadelemiz, hezimetle bitmek
üzere.
İki liderin ikinci mücadeleleri, millet kimliği üzerine olmuştur.
Erdoğan, daha iktidarının ilk günlerinden itibaren alt
kimlik- üst kimlik tartışmasını başlatmıştır. Önceki görüşlerine
paralel olarak Türkiye'de 36 etnik grup yaşadığını Başbakanlığının ilk
günlerinden itibaren ısrarla vurgulamıştır. Anadolu'da Türk'ün dışında
başka etnik grupların da olduğunu sık sık söylemiştir. Türk'ün bütün
bir milletin adı olmadığı, dolayısıyla üst kimlik olamayacağı, olsa
olsa söz konusu diğer etnik gruplar gibi alt kimlik olabileceği
anlamına gelen sözler söylemiştir. Hatta katıldığı bir televizyon
programında hızını alamayarak "Gocunmayan da kendini Türk diyebilir"
deme cür'etini bile göstermiştir. Türk milleti kavramı yerine
Türkiyelilik terimini ileri sürmüştür.
Sosyolojik anlamda milletleşme ile etnisite varlığının
birbirinden ayrı şeyler olduğu basit ilmi gerçeği bilmemeye dayanan ve
"cehalet" intibaı uyandıran, fakat oldukça tehlikeli bu sözler
karşısında Bahçeli, 2004 yılında bir basın toplantısı düzenleyerek
Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine uygun olan kendisinin millet
anlayışını ortaya koymuş ve bu milletin tek bir kimliğinin, tek bir
adının olduğunu, onun da "Türk" olduğunu, Erdoğan'ın başlatmış olduğu
alt kimlik-üst kimlik tartışmalarının yersiz ve tehlikeli olduğunu
söylemiştir.
Sonraki yıllarda Erdoğan, ısrarla alt kimlik-üst kimlik
tartışmasına devam etmiş, Türkiyelilik gibi ucube terimi Türk milleti
yerine kullanmaya devam etmiştir. Bahçeli de ısrarla alt kimlik-üst
kimlik tartışmalarına karşı çıkmaya, Türkiyelilik yerine Türk milleti
demeye devam etmiştir.
Sonunda Erdoğan, Yozgat'a gitmiş ve siyasetende olsa Türk milleti demek zorunda kalmıştır.
Kimlikle ilgili bir başka mücadele, bizzat Erdoğan'ın şahsı
üzerinde yapılmıştır. Erdoğan, soran ve merak eden varmış gibi
kendisini ve ailesini tanımlarken önce "Eşim Arap, ben Rizeliyim"
demiş, sonra bir seferinde "Eşim Arap, ben Gürcüyüm" demiştir.
Kendisinin etnik aidiyetini ortaya koyarak Türkiyelilik tezini
güçlendirmeye gayret etmiştir.
Bahçeli buna da itiraz etmiştir. Cumhuriyet'in Türk milleti
anlayışının etnisitenin üzerinde olduğunu dolayısıyla kendisinin de
Türk olduğunu vurgulamıştır. Bahçeli, Mersin'de yaptığı konuşmada "Ben
Gürcüyüm, hanımefendi Arap diyeceksin ve Türkiye`de milli kimlik
yerine, Türk kimliği yerine Türkiyelilik şuurunu yerleştirmeye
çalışacaksın. Saydıklarım bu büyük milletin evlatları, akrabalarıdır.
Sen bunu bu şekliyle bölemezsin, milleti kandıramazsın. ADB`den gelmeye
niyeti olmayan oğlun Necmettin Bilal Efendi, bir gün gelmeyi düşünürse
ona ne diyeceğiz. O bizim evladımızdır ve Türkiye Cumhuriyeti
devletinin vatandaşıdır. Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese
Anayasa Türk diyorsa, hanımefendi de sen de oğlun da Türk`tür, Türkoğlu
Türk`tür"
Evet Bahçeli böyle diyordu. Erdoğan, "Ben şuyum, karım
da şu" dedikçe Bahçeli, "Sen de, hanımefendi de, oğlun da Türk'tür"
diyordu. Sonunda Erdoğan, önce Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada
"Türklüğüme söz söyletmem" dedikten sonra, Söğüt'te kendisi için "Türk
evladı" nitelemesini yaptı, en sonunda da Amerika'da sorulan bir soruya
verdiği cevapta yine siyaseten "Ben Türk'üm" demek zorunda kaldı.
Böylece Bahçeli, sadece Erdoğan'ın milli kimlikle ilgili
yanlış ifadelerini düzelttirmekle kalmadı, bizzat kendi kimliği ile
ilgili sözlerini de değiştirtmiş oldu.
Bir başka mücadele Erdoğan'ın "Kürt Sorunu vardır"
ifadesi üzerine cereyan etmiştir. Erdoğan, bu açıklamayı yapmadan önce
kendi kendilerine aydın (!) sıfatı takan bir takım zevatla,
Başbakanlıkta bütün safhalarını basının dakika dakika takip ettiği ve
abartarak kamuoyuna duyurduğu çok gizli (!) görüşmeler yapmıştır.
Erdoğan'ın Türkiye'nin bir vilayetine yapacağı ziyaret, kamuoyuna, hem
kendisi tarafından, hem de basın tarafından uluslar arası bir
ziyaretmiş gibi takdim edilmiştir. Bu çok görkemli takdimden sonra
Erdoğan, Diyarbakır'a gitmiş ve "Kürt sorunu vardır" demiştir. Erdoğan
buradaki konuşmasında kimden ve niçin olduğu herkesçe malum "özür
dileme"yi de ihmal etmemiştir. Erdoğan'ın bu sözleri karşısında
Bahçeli, bir basın toplantısı düzenlemiş ve "Kürt sorunu olmadığını,
bölücülük ve terör sorunu olduğunu" söylemiştir. Bahçeli, daha sonraki
birçok konuşmasında ısrarla bu görüşünü sürdürmüştür. Bahçeli'nin bu
ısrarlı ve kararlı tutumu karşısında Erdoğan, geçen hafta önceki
sözlerinden dönmüş ve yine siyaseten ve şov amaçlı "Kürt sorunu yoktur;
terör sorunu vardır" demek zorunda kalmıştır.
Bir diğer mücadele "milliyetçilik" üzerinde yaşanmıştır.
Erdoğan, 2002'den itibaren sürekli her türlü milliyetçiliğe karşı
olduğunu söylemiştir. Erdoğan, milliyetçiliğin her türüne karşı olmanın
yanında, bugüne kadar milliyetçilikle nasıl bir irtibatları olduğu
anlaşılamayan üç çeşit milliyetçiliğe (!) özellikle karşıdır. Bunlar,
etnik, dini ve bölgesel milliyetçiliklerdir. Doğrusu ne siyaset, ne de
ilim dünyasında milliyetçilikle söz konusu terimleri yan yana getiren
Erdoğan'ın dışında başka kimse olmamıştır.
Erdoğan, milliyetçiliğin her türüne karşı çıkarken Bahçeli, millete milliyetçilik realitesini anlatıyordu.
Sonunda Erdoğan, geçen hafta sonu girdiği bir börekçide kendisinin ne kadar milliyetçi olduğunu anlatırken görüldü.
Son yıllardaki bu mücadele, birçok alanda daha yapılmıştır.
Her ne kadar Erdoğan geçmişte söylediklerini unutup kendi
söylediklerine muhalefet yapsa da (Örneğin: Daha geçen haftaya kadar
"Kürt sorunu" diyen Erdoğan geçen hafta Kürt sorunu diyenlerin hata
yaptığını doğru olanın "terör sorunu" olduğunu söylemesi gibi...),
sadece siyasi çıkar ve şov amaçlı olsa da, bu gömlek Erdoğan'ın üstüne
hiç yakışmasa da ve söyledikleri yalan ve sadece lafta olsa da,
Erdoğan Bahçeli'nin söylediklerinin doğru olduğunu kaybetmiş ruh
haliyle de olsa anlamıştır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Bahçeli, Erdoğan'a
söylediği her sözün tersini üç-beş ay içinde söyletmeyi başarmıştır.
Bahçeli, fikren Erdoğan'ı yere sermiştir. Hem de defalarca...
Alıntı : Prof.Dr. Metin ERGUN - EtikHaber